Türklük Meselesi

 

 

 

‘’Ne mutlu Türk’üm diyene’’ sözü son zamanlarda bazı kesimleri rahatsız etmeye başladı. Hatta  öğrenci andının kaldırılması gibi bir istekte bulunanlar da oldu. Bunun için bazı kesimler sürekli bir şekilde yüksek perdeden söylemlerde bulunuyorlar.


Âzât Hareketi olarak, her sorunda olduğu gibi bu sorunun da temelinde toplumsal kutuplaşmanın yer aldığını biliyoruz. Ayrıca bu kutuplaşmadan medet uman ‘’harici bedhahlar’’ yani dış kaynaklı güçler, AİHM yoluyla anayasal ve toplumsal Türklük kavramımıza karşı cephe alıyor. Bazı cahillerin Türklük anlayışını yorumlama acziyetinden ve kendini Türk hissedenlerin Türklükle bir alakası olmayıp bu meseleyi düzgünce topluma anlatamamasından ötürü insanlarımız Türklüğe karşı olumsuz bir düşünceye itiliyor. 


 

Biz, sizlere bu soruna bakış açımızı meseleyi birkaç koldan irdeleyerek anlatacağız.

 

 

 Öncelikle Ulu Önderimiz M. Kemal Atatürk’ün ‘’Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.’’ sözlerini hatırlatalım. Yani Milli Mücadele Dönemimizde maddi ve  manevi desteklerini hiçbir suretle ordumuzdan esirgemeyen Anadolu coğrafyası insanlarına Türk milleti denmekte. Bu düşünce anayasamıza da ‘’Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür şeklinde yerleşmiştir.

 

 

Şimdi anayasanın bu maddesini ve maddedeki Türklük ibaresini tartışanların düştüğü yanılgıya gelelim.

 

 

Maddede dikkat edileceği üzere ‘’…vatandaşlık bağıyla bağlı olan…’’ yani kendini bu ülkenin bir parçası gibi hisseden herkes Türk halkından sayılmıştır. Oysa kimileri bu ülkede sadece Türklerin olmadığını, çeşitli ırkların ülkemizde yaşamakta olduğunu, bundan dolayı da Türk olmayanın nasıl Türk sayılacağını sürekli söylemektedirler.

 

 

İşte bunu söyleyenlerin düştüğü en büyük yanılgı buradadır. Buradaki yorum hatasındadır. Anayasada ifade edilen ‘’…herkes Türk’tür.’’ ibaresi aslında kendini bu ülkenin bir parçası gibi hisseden herkesin Türklerle bir tutulduğunu anlatmaktadır. Yani Türkiye Cumhuriyeti  devleti, Türk olsun olmasın, kendini bu ülkeye adayan herkese Türk’e baktığı gözle bakmaktadır. Anayasamız, biz onlara Türk deriz diyerek azınlık olayını ortadan kaldırmış ve ayrıcalıklı muamelelerin oluşmasının önüne geçmiştir. Bir başka deyişle, herkes Türk olarak kabul edildiğinden eşitlik ve özgürlükler bakımından hiçbir sıkıntının doğmaması sağlanmıştır. Eğer iddia edilen bir eşitlik-özgürlük sıkıntısı var ise bu, uygulamadan kaynaklanan bir sıkıntıdır. Tıpkı başörtüsü meselesindeki gibi. Yani temelde yorumlama hatası vardır. Eğer ki ‘’herkes Türk’tür’’ şeklinde ifade edilen bir şey olmasaydı bugün Türk olmayanlar hakkında çeşitli yaptırımlar uygulamanın önü açılırdı. Nasıl mı? Tıpkı Almanya’daki Türklere yapıldığı gibi…

 

 

 Olayın bir başka boyutu tamamıyla tarihçileri ilgilendiren boyutudur.

 

 

 Bugün Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerimizde yoğun olarak bulunan ve kendini Kürt olarak tanımlayan kesimlerin Kürt sorunu adıyla bir şeyler yapmaya çalıştığını görüyoruz. Bu kimseler halkın düşüncelerinden çok kendi siyasi ideolojilerini dile getiriyorlar. Bu ideolojilerine göre de Kürtlerin Türklerden tamamıyla bağımsız bir etnik unsur olduğunu söylüyorlar.

 

 

Peki tarihçilere düşen görevler nelerdir?

 

 

Esasen biz Türk adının genel bir kavram olarak kullanıldığını biliyoruz. Bugün Anadolu’da yaşayan Türklerin neredeyse tamamı Türkmen’dir. Türkmenler, Türk adı altında toplanan ve adını 9. Yüzyılda İslamiyet’i kabul etmeleriyle alan Oğuz Türkleridir. Türkiye’de Türkmen nüfusunun ağırlıkta olduğunu söylemeliyiz. Bugün güney ve doğu bölgelerimizde de oldukça yoğun bir nüfusa sahip olan Türkmenlerin bazıları, kendilerini Kürt olarak bilmektedir. Bunun sebebi insanların uzun süre içli dışlı yaşayıp birbirlerinden etkilenmesi ve dini kaideler doğrultusunda ırkçılık gütmemek istemesidir.

 


 

 

Orta Anadolu’da da Kürt olarak anılan bazı Türkmen aşiretlerinin var olduğunu biliyoruz. Bunun sebebi de doğudan batıya yapılan göçler sırasında, batıda yerleşik olarak bulunan Türklerin göç yoluyla kendi coğrafyalarına gelen Türk gruplarını ‘’Kürt’’ sözüyle nitelendirmiş olmasıdır. Örneğin Karacakürt ya da Karacakurt-Karacayurt adıyla bilinen Türkmen aşireti, Oğuz Türklerinin Bozok kolunun Bayat boyuna mensup bir Türkmen aşiretidir. Ancak adında dahi Kürt ibaresi vardır.  Recepli Kürtleri olarak bilinen aşirette de durum buna benzerdir.

 

 

Genel olarak söyleyecek olursak Türkmen boylarına mensup olan çok sayıda Kürt yaşamaktadır ülkemizde. Ancak şunu ifade edelim, Türkmen olmayan ya da Türkmen olduğunu şu anki bilgilerimizle kesin olarak söyleyemediğimiz grupların Türk olmadığını da söyleyemeyiz. Çünkü bir Kürt, Türkmen olmayabilir; ancak Türk olması için önünde bir engel kesinlikle yoktur. Bunun en önemli sebebi Türklüğün boylar üzerinde bir üst kimlik konumunda bulunmasıdır. Nitekim Kazaklar, Tatarlar, Kırgızlar, Azeriler nasıl Türk’se ve içinde Türk adı geçmeyen bir devletleri varsa Kürtlerde durum böyledir. İçinde Türk adı bulunan ve Türkmenlerle bir arada yaşayan Türk soylu bir devlet Kürtler için de şuan itibariyle mevcuttur. Adı da Türkiye Cumhuriyeti’dir.

 

 

Tarihçilere düşen asıl görev, Türk milletinin Anadolu’ya geliş sürecini iyi araştırmak ve Kürt-Türkmen gibi Orta Asya kökenli etniklerin Orta Asya coğrafyasındaki birlikteliğini ortaya koymaktır.

 

 

Esasen Orta Asya coğrafyasında Türkmenistan’dan önce Türk adıyla kurulan tek devlet, Göktürk Devletidir. Orta Asya’da yaşayan bütün Türk unsurlarının bir araya gelerek kurduğu ikinci büyük devlet bu devlettir. Daha evvelinde ise Hunların olduğunu görüyoruz. O dönemlerde yeryüzünde Kazak, Kırgız, Kürt, Çuvaş, Yakut vs. gibi bütün Türk gruplarının bir arada toplandığını biliyoruz. Devlet içinde bu birlikteliğin sağlanması aynı soydan gelenlerin bir bayrak altında toplandığını göstermekte. Bu dönemde Türk isminden ziyade Çin kaynaklarından da gördüğümüz gibi tasviri ifadelerle (Ata binen, ok atan, börglü vs.) anlatılan Türk milleti, tarih boyunca daha çok, devleti kuran boyun adıyla anılmıştır.

 

 

Tahmin edeceksiniz ki bir ulus, kendi ismini kendine vermez. Daha çok, başka uluslar tarafından isim alır. Türk sözünün ‘’türeyen; töresi olan; yiğit, kahraman vs.’’ gibi anlamları vardır. Bu kavramlar ile anlatılmamız başka milletlerce uygun görülmüştür. Yine bakıyoruz, bir sava göre ‘’Kürt’’ adı da kahraman anlamına gelen ‘’gord’’ sözünden (Farsça) gelmekte. Dikkat edileceği üzere Orta Asya’da bir arada yaşayan kahraman nesli adlandırırken hep yiğitlik ve kahramanlık özellikleri ön plana alınmıştır. Hun, Göktürk, Uygur gibi devletlerde yaşayan insanlar hep aynı anlamdaki sözcüklerle adlandırılmıştır. Bu şuna benzer: Bizim içtiğimiz çaya İngilizler tea derler. Biz de çay deriz. Ruslar başka şeyle de adlandırabilirler. Ama çay yine aynı çaydır. Farslar bize gord adıyla hitap ederken, başka milletler de başka isimler ile hitap etmiştir. Türk adı da bu şekilde oluşan bir ulus adıdır. Yani adı bile aynı olan ama nedense farklı soydan gösterilmek istenen gruplar vardır Türkiye’de.

 

 

Sonuçta Türkmen’in ve Kürt’ün Türk adıyla buluştuğu bir ülkede ‘’Ne Mutlu Türk’üm diyene’’ denmesi asla ve asla sorun teşkil etmemelidir. Şu an sorun varmış gibi görünmesinin en önemli sebebi ise toplumsal iklim ve halkın kutuplaşmasıdır.

 

 

Toplumsal iklimi yumuşatırken dikkat etmemiz ve halkımıza ‘’Ne mutlu Türk’üm diyene’’ sözünü anlatmamız için gereken şey, anlama ve yorumlama kabiliyetimizin kusursuz derecelere yükseltilmesidir. Bakınız ne güzel söylemiş Atamız:

 

 

Ne mutlu Türk’üm diyene

 

 

Ve iyi anlayıp yorumlayalım. Biliyoruz ki bizim milliyetçilik anlayışımız ırkçı değil kültürel bir milliyetçiliktir. O sebepten Atamız, ne mutlu Türk olana değil, ne mutlu Türk’üm diyene demiştir. Bu şekilde bir ifadeyle aslı kesinlikle Türk olmayan insanları da kucaklamak istemiştir.

 

 

 

 

 

Kendine kucak açana sırtını dönmek insanlıkla alakası olmayan bir davranıştır. Bazı sivil toplum örgütlerinin ‘’Ben Türk değilim, insanım’’ şeklinde pankart açarak eylem yaptıklarını gördüğümüz günler oldu. Bu arkadaşlara sormak lazım; kucak açana sırtını dönmek mi insanlık?

 

 

Türkiye Cumhuriyeti’nde farklı ırkların bir şekilde asimile edilmeye çalışıldığını söyleyenler de var.

Ey insan!

Eğer ki Türk milleti başka soydan olanları asimile etmeye yönelik bir politika gütseydi bugün dünyada Türk ırkından başka bir ırk olduğu tahmin bile edilemezdi. Hun, Göktürk, Uygur, Karahanlı, Gazneli, Selçuklu, Osmanlı gibi devletlerin dünyada yayıldığı alanlara bakın, günümüzde bu devletlerin olmadığını biliyoruz. Ancak bu coğrafyadaki halklar aidiyetlerini, soylarını hâlâ özgürce ifade edebiliyorlar ve hiç asimile olmamışlar. Bugün de Türkiye Cumhuriyeti devleti var ve var oldukça hiç kimse dilinden, dininden, ırkından, renginden, siyasi tercihinden dolayı sömürülmeyecek. Ama birileri tezgah kurar da devletimizin varlığını tehlikeye düşürürlerse o zaman bilsinler ki özgürlük sözcüğü de ortadan kalkacaktır. Türk’ün ayak bastığı her yerde huzur ve barış egemen olmuştur. Osmanlı’dan sonra Osmanlı coğrafyasına bir bakın; kan, gözyaşı, tecavüzler vs…

 

Ayrıca, Osmanlı’nın yıkılışından beri Türk ve İslam coğrafyası üzerinde oyunlar oynanmaya devam ediyor. Bugün Büyük Ermenistan, Kürdistan, Büyük İsrail vs. gibi hayaller bu oyunun birer parçasıdır. Bunun önüne geçmek için birlik olmak gerekirken bazı kendini bilmezler bölünme veya özerklik sevdasıyla tutuşuyor. Bu çalışmamızı ne kadar çok kişiye ve özellikle vatan hainlerinin pençesine düşmüş olanlara iletirseniz belki gözleri açılır da gaflet, dalalet ve hıyanetten kurtulmuş olurlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 








Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:
Reklam
 
Ziyaretçi Durumu
 
online
Haberler
 
Gelenekten Geleceğe
 

 

ARKADAŞINA TAVSİYE ET

http://www.site

>

-=| WWW.HİTCOM.SOMEE.COM] |=-

-=| WWW.HİTCOM.SOMEE.COM] |=-

 
Bugün 1 ziyaretçi (6 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=